![]() |
| | #21 (permalink) |
| Üye Üyelik tarihi: Jul 2008
Mesajlar: 15.220
Teşekkür: 36
93 Mesajına 98 teşekkür edildi.
| Yeniden öğrenmeliyim gökyüzünü, Doğayı, ellerimi kanatan devedikenlerini; Çünkü yaşamaktayım hüznü. Bir yol uğrağı mı Babadat, ey çoban! Sığınır mı ormanın kuytularına Avcıdan kaçan ceylan? Çıkarır da heybesinden Sunar tazeliği, İçimdeki ivecen. İşte bilmediğim bir ad daha, Sanki bir göz göze gelme, Nereden baksan tarih, coğrafya! |
| | |
| | #22 (permalink) |
| Üye Üyelik tarihi: Jul 2008
Mesajlar: 15.220
Teşekkür: 36
93 Mesajına 98 teşekkür edildi.
| Değirmenin yanı başında bir küçük ova Şurada bir bahçe, ötede ceviz ağaçları, daha ötede çınarlar Kavaklar çay boyunca Ve keçiler tırmanır Kocataş'ın orada Ya bir çitlembiğe ya bir andıza Seslenir Yusuf Uzakta çok uzakta, bir kuş gibi görünen Yusuf Sesi yankılanır koyakta Balıklar, alabalıklar, pullu balıklar Çayda Suları soğuk çayda Elimizi uzatır tutardık balıkları Kimi zaman da oltayla, zıpkınla Koca Büğet'te yüzerdik Atlardık kayalardan sulara Sular köpük köpük kalırdı (Keğiş derdik o zamanlar ona, şimdi de öyle diyorlar Ama balık kalmamış şimdi Suları da bir karış ya var ya yok Değirmeni bile döndürmüyor Değirmenin önündeki uzun kavak Kesilmiş Ve dallarında sincaplar gezinen ceviz Çeyiz sandığı olmuş) Geceleri Ay doğardı Vurdu mu şavkı koyağa Ağaçlar masal ağacı olur Yusufçuklar öterdi Gecenin hüzünlü kuşları Karşı yamaçtaki komşular Silah atar Ay'a karşı Çocuklar ateş yakar Çocukların yaktığı ateşte Gölgeler uzar gider Ta uzakta bir başka yamaçta Memet Ali Bir Karacaoğlan söyler Aheyle Dağlipin sesi gıcır gıcır gelir Kendim Çavuş'un bahçesinden Şeftaliler çalınır (Neye yarar bütün bunlar Çocukluk bir daha geçer mi ele Ne gençlik ne yaşlılık Baba yurdu bu dağ köyünde Yaşanmış günleri getirir mi geri Nerde Yusuf Nerde Fettah Nerde Acem Ahmet, Memet Ali) Avluk'un oralarda Pürçek'in oralarda Kale'nin, Çardak'ın Kozalaklarından sakız topladığımız ağaçlar Suyundan içtiğimiz pınarlar Beni sırtından atan at Arıkuşu gelmez şahin yok Abdallar konup göçmez yazılarında Akifiye Boynumda bir muskadır Değirmendere Nice yıllardan sonra bile Toprak bir damdır Büğleğen'le, Adaca'yla, Gök Büğet'le birlikte Kirazlarının, cevizlerinin, fındıklarının Tadı yaşar dilimde (Gökyüzünde bir bulut Nasıl giderse dağlara doğru İnsan nasıl düşerse yollara usulca Anılar da öyle Yol alır gönlümüzde Eskimez çocukluktaki düşler İnsan eskise de Doğa eskise de) |
| | |
| | #23 (permalink) |
| Üye Üyelik tarihi: Jul 2008
Mesajlar: 15.220
Teşekkür: 36
93 Mesajına 98 teşekkür edildi.
| yalnızlığımdır hep bıçakların kestiği akşam çayında galetalarla yenen koyu atlar götürür terkisinde ne kadar kaçkın varsa evden uykumdur sokaklarda sürünür ya da düşer bir kadının elinden yorgunluğumdur daha çok aşk gelip gider o şehrin gemilerinden esmerdir akşamlarda babam çok esmer güler resimlerden o kadar yakın bilmediğim ölüme çok uzak günlerinden ellerimdir dalgınlığında hep hep bardaklarda, sular dururken sürahilerde - akşam vakitleri akşam çayına gelmiyen bir baba, aydınlıksız odalarda çok esmer güler resimlerinden. |
| | |
| | #24 (permalink) |
| Üye Üyelik tarihi: Jul 2008
Mesajlar: 15.220
Teşekkür: 36
93 Mesajına 98 teşekkür edildi.
| Toroslar'da Gülek Boğazı Gülek Boğazı'nda bir çeşme. Bir musikidir başlar İnceden ince. İri gövdeli bir çınar Bekler durur suyu. Benim gözlerime vermiş çeşmecik Olanca uykuyu. Bir çoban kavalını dayamış Üflemiş hafiften bir rüzgâr. Ah çeşme çeşme diye Kaval ağlar. Bütün iyi düşünceler sağlıklar Suyundan içene vergi. Kalplere doldurur akışı Gürül gürül sevgi. Eğil gözlerinden öpeyim çeşmem Suyundan içeyim avuçlarımla. Başlasın mutluluk dört yanımdan Başlasın yaşama. |
| | |
| | #25 (permalink) |
| Üye Üyelik tarihi: Jul 2008
Mesajlar: 15.220
Teşekkür: 36
93 Mesajına 98 teşekkür edildi.
| Nasıl olsa bir gün eriye eriye tükenecek Güneş, nasıl olsa düşeceksiniz bir kaldırıma, severken ya da koklarken bir çiçeği, bir mektubu okurken ya da bir parkta güneşlenirken, çocukların oynaştığı bir sıra (sevgi, o yabanıl dağ geyiği, kaçar durur sizden) akşam çökerken, boğuk bir sıkıntıyla kente o alışılmış sicim yağmurlar yağarken (soluk, kararsız bir göğün altında, bir başınıza öyle) adımlarınız gider ya gitmez, sigaranız ağzınızda merhaba diyensiz, tükenmişliğinizi sonuna değin yaşarken siz var mısınız bu kentin pis havasında (bilmezken) sokak kedilerinin, o hüzün şarkılarının yanında nasıl olsa bir gün olacak bu, kaçamazsınız (siz kendiniz misiniz gerçekten? onu da düşünmelisiniz) meyhanelere girseniz sıkıntıyla, kavgalarınız olsa nedensiz ve korkunç. Tutup güvercinleri okşasanız ya da yolsanız tüylerini martıların ve onların gümüş saplı kara bir bıçağı öfkeyle sallasanız havaya tükeneceksiniz yine de. Bu korkunç sorunun karşılığı yok savaşlardan yenilmiş çıkacaksınız, yitik hep yitik neyiniz varsa, acının bilinmedik köşelerinde ta derinde yitik hep yitik. Boyuna bu. Varlaştırmaz sizi hiçbir şey akşamın yüreğe ağır basan o yılgın gelişinde isteklerin bilinmezliğinde, adım başı değişen, adım başı kararsız. Hangi soruya karşılık olacak? bilinmezken kalmanın neyi değiştireceği, gitmenin neyi eksilteceği neye yok desek, neyi çarmıha gersek, neye tapsak diye düşünseniz bile. Düşünmek olur bu önce, ama sonra? ama sonra sıkıntılarınızın kışı başlar yine de çevrenizde ateşten bir çember gibi darala darala çevrenizde ateşten bir çember gibi darala darala |
| | |
| | #26 (permalink) |
| Üye Üyelik tarihi: Jul 2008
Mesajlar: 15.220
Teşekkür: 36
93 Mesajına 98 teşekkür edildi.
| Güneş yok, gökyüzü tozuyor biraz, bu sabah ve işte şu saatte yağmur saçlardan süzülüyor. El, görünen bir sevgiyle tutuyor bir eli ve diyor ki, İsa kendi çarmıhını sırtında taşıyan, marangoz muydu, yoksa bir marangozun oğlu mu? Zamanın başladığı günlere kadar gitsem, yaşamak yine de çok kısa, diyor; ve körüm ben, karanlıktan korkan ağzının yarısıyla gülen bir kuşum. Ve gülüyor ağzının yarısıyla. |
| | |
| | #27 (permalink) |
| Üye Üyelik tarihi: Jul 2008
Mesajlar: 15.220
Teşekkür: 36
93 Mesajına 98 teşekkür edildi.
| Irmak, bir kıvrım daha atıyor Ovada, yoluna; İncecik bir söğüt, bir çıtkırıldım kavak! Kıyı, alıyor gönlünü onun İpek bir yumuşaklıkla öperek. Bir ekin tarlasında Tek ayak üstünde bir leylek Çıkarmış gömleğini, güneşlenen Bir delikanlı sanki Ve bir denizkabuğunda bütün deniz. Mavi işte mevsim Çocukken saçlarını kesen Çılgın bir kız gibi; Duadadır ağaç, bilmeden ve bilinmeyen Bir Tanrı'ya şükreder şimdi. Yücelerde bir bulut Kapatır Güneş'in önünü; Ak bir ata binen rüzgâr Çalarken kırbacını Ne söylersin ey ozan bu göğe, yıldızlara? Ey hanlar, kervansaraylar gezgini Adın yazıldı bak işte defterine yiğitliğin; Kaba gücü övme, öv kaba güzelliği! Çık içinden şu eski coğrafyanın ve tarihin Mevsim gibi, ırmak gibi, çıtkırıldım bir kavak gibi! |
| | |
| | #28 (permalink) |
| Üye Üyelik tarihi: Jul 2008
Mesajlar: 15.220
Teşekkür: 36
93 Mesajına 98 teşekkür edildi.
| Herkes bir şey söylüyor Kimi aşk diyor kimi ilkyaz Böyle yapar insanı, Ama hiçbiri bilmiyor biraz Dön kendi kendine Dön kendi kendine, başım! Kaç Samanyolu fışkırır düşlerinden Kim bilir kaç dağ çiçeklenir Kaç deniz ölür kaç ozan yanar Bükülür boynun senin, ey şiir! Kal kendi kendine Kal kendi kendine, düşüm! Çavdarların biçildiği tarlalarda Gece, Ay daha güzeldi Ve gölgeleri ağaçların Daha bir uzar giderdi Ak kendi kendine Ak kendi kendine, yaşım! |
| | |
| | #29 (permalink) |
| Üye Üyelik tarihi: Jul 2008
Mesajlar: 15.220
Teşekkür: 36
93 Mesajına 98 teşekkür edildi.
| Ey tarlakuşlarının titreşip durduğu masmavi geniş alan, Güz geldi mi çiylerle ıslanan kırlar, Ey kül renkli ve iyi niyetli gökyüzü! Bulutlarını yola çıkar Ve kurşuni bir sessizliğe boğ toprağı. Yine de Ve yalnızca İpince Bir yolda, uzak bir çavlanın sesiyle gürle. Bir adam soruyor bana: Ata binmeyi unutmadın ya? Bir dağ doruğu gibiydi, karlı Ve çığ salacak, Sonsuz, diri fırtınalarla yüklü Tepelerde, otların üstünde ilk kar Ve sevdiğim şıvgacık fidan, yolun üstünde. Güz yeliyle savrulup duruyor Ve toprağa İyice Yaslanıyor, dökülüyor yaprakları, güzle. Bir adam soruyor bana: Ata binmeyi unutmadın ya? Kim bilebilir, bir tek ağaç bile olmazsa O eski, sonsuz ormanı? Sular Oluklardan teknelere dökülse de. Atlar Yeni bir koşu tuttursa da. Kim durdurabilir düşleri, ey gece Gözler Açık olsa da? İşte yanıtım: Ey tarlakuşlarının titreşip durduğu masmavi geniş alan |
| | |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| agit, akisi, ali, ani, anida, arkadas, asktir, atlar, baba, babadat, behcet'e, bir, cember, cesmenin, cobanil, dag, denizi, geceye, gemici, geride, gibi, goge, gun, istanbul, kalan, karanlik, kistan, koyu, masali, oldurenler, olur, onbilmek, puskulluoglu, siir, siiri, siirleri, sis, sonra, sorular, tanrisina, uyanik, uykuda, uzun, vulcanus, yakaris, yaslanmis, yeni, yildizlara, yolum, yurdu, yurtsama, zamansiz |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |