Bestoffrm|Ask Flashlari| Resimli Siirler|Yazili Sorulari|Büyüler|Performans,Proje Konulari|Sifali Bitkiler|Definecilik
 
"İnsanların yaptığı sahte paralar kadar, paraların yaptığı sahte insanlarda vardır."
Geri git   Bestoffrm|Ask Flashlari| Resimli Siirler|Yazili Sorulari|Büyüler|Performans,Proje Konulari|Sifali Bitkiler|Definecilik >
»»-(¯`v´¯)-» Kültür ve Eğitim »»-(¯`v´¯)-» > Roman & Kitap Özetleri
Connect with Facebook

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 08-14-2008, 11:15 AM   #1 (permalink)
Süper Moderatör
 
elif - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2008
Mesajlar: 18.136
Teşekkür: 162
1.102 Mesajına 2.861 teşekkür edildi.
Standart Buhranlarımız (Sait Halim Paşa)

Buhranlarımız (Sait Halim Paşa)
BUHRANLARIMIZ


Yazar: Sait Halim Paşa
Yayınevi: İz
Baskı: İstanbul / 1991 / 434 shf.
ISBN:
Bilim Grubu: Tarih / Osmanlı
Türü: Telif
Hitap Ettiği Okuyucu Kitlesi: Genel

Genel Değerlendirme:
Müslüman bir fikir ve devlet adamı olan Said Halim Paşa’nın İslam üzerindeki sıkıntılarını anlatan bir eser. Meşrutiyetten İslami hayatın siyasi yapısına kadar sekiz ayrı konuda yayınlanmış kitapların bir bütünü.



1. MEŞRUTİYET
- 1876 Anayasasını halkan fazla halkçı geçinenler devletin mümessili sıfatlarına milletin koruyucusu sıfatını ekleyerek hükümdara karşı milleti alet ederek nüfuz kazanmayı, hem milleti hem sultanı kullanmak isteyenler hazırladı.
- Bu anayasa batılıların baskısıyla 1908’de kabul edildi. Eski Anayasa değiştirildi ama tecrübesiz ve şımarık meclis üyeleriyle uygulanamadı. Usuller, adetler, sosyal sınıflar ortadan kalktı. Avrupa’nın medeniyeti bir anda alınmak istenince isyan ahlakı gelişti.
- Herkes hürriyetçi, hırsızlar bile millet avukatı kesildi ( Atatürk istismarı gibi o zaman da hürriyet, musavet, adalet vb. ).
- Avrupa’nın kendi sosyal yapısına uygun ve onun için ideal kanunları tatbik ederek ulaştığı noktaya bizim bünyemizin sosyal farklılığına bakmadan aynı kanunları uygulayarak ulaşmak istedik.
- Bizde devlet adamları olsa bile yanlış teşhis ve tedavi metodları ile imkansız şeyleri yapmayı istediklerinden en iyi insanlarımızı yabancı kanunlar uğruna harcadık.
- Anayasa, örf, adet, geleneklerimizi dikkate almadan aynen alınan kanunlarla ıslah yapıla yapıla halk artık ıslaha olan inancını da yitirdi.
- Osmanlı’ın son dönemi halkı cahil yığınlar oluşturduğu için çok geniş hürriyetler hazımsız bir demokrasi olacağı için vekilleri seçim hileleri ile halka kabul ettirildi.
- Fıtrata ve hayat gerçeklerine zıt kanunlar dayatıldı.
- Batı toplumunda asalet vardır, halk burjuvası vardır. Oysa bunlar bizde yoktur. Bizdeki mütevekkil ve kayıtsız fedakarlıktan mahrum memur sınıfı batıdaki aristokrat sınıfı gibi sorumluluk ve bilinç taşımaz ki devlet de onların misyonunu eda etsin.
- Sosyal yapı kanunlarla değişmez ( Hala anlaşılmış değil dil tartışmaları ). İslam’da imtiyaz şahsi ve menfiden değil, ilim ve Allah korkusundan gelir. Bu da istibdat getirmez. Batıda, ise kanlı sınıf ve mezhep çatışmaları vardır.
- Batıda üstünlüğün ölçüsü olmadığından aynı sosyal seviyedeki insanlar farklı sınıflara yükselenleri eşitsiz sayarlar, değiştirmek isterler. İmtiyazlı sınıf ise direnir.
- Demokrasi ; aristokrasi ayrımı olan batının eşitlik anlayışıdır. Bizde aristokrasi yok ki böyle bir hürriyet arayışı olsun.
Anayasa ; Osmanlı ırk, lisan, millet olarak o kadar farklıdır ki böyle bir yapıya Avrupalının aklı ermez. Bu birlik İslam birliğidir.
- Avrupa’da ise mütecanis unsurlar asırlar sonra birlik sağlamışlardır. Onların yapısına uygun bir meşrutiyet bizim yapımızı dağıtmak demektir.
- Taklitçilik milli ve batılı diye ayrım getirdi. Özellikle adliye ve maarifte bütün problem meşrutiyet dahil ne istersek hep aşırıya kaçmamızdır.
- Sultan Hamit’i şartlar öyle olmaya zorlamıştır. Meclis-i Meşruta ise mutedil ve makul insanlardan yoksundur. Meclis tecrübesiz ve bilgisiz, milli his ve hayallerle dolu ihtilalcilerden oluşmaktadır.
İttihat ve Terakki de taklitçiliğin kurbanı olmuştur. Her dönemde en mesuliyetli olanlar aydınlar ve tecrübelilerdir.
2. TAKLİTÇİLİĞİMİZ
- Hürriyet insanoğlunun manevi ve fikri ilerlemesiyle hakikati aramasının bir meyvesidir.
- Hayal içerisinde yaşayıp eşyadan fikirlere gidemiyor, herşeyi tenkid edip ümitsizleşiyoruz.
- Başka milleti taklit tehlikelidir. Eşitlik bizde kölelikten kurtulma, kin, haset duygusu uyandırmaz. Çünkü bizde asilzade ve ruhban sınıfı olmamıştır. Her ırk, mezhep zaten eşittir.
- Dikkatli ve uzak görüşlü olmadığımızdan istibdattan sonra aşırı parlamenterizme geçince fazla halkçı ve serbestçi olduk. Oysa ihtiyaçlara uymayan suni şeyler kendiliğinden kaybolmaya mahkumdur.
- Partiler ve kavgalar bize siyasi hürriyet getirecek zannedip kurduk. Husumet ve rekabeti körükledik. Mebuslar birbirlerine şiddetle düşmanlık yapınca meşrutiyet (demokrasi) yükseliyor sanıp safdilane memnun olduk. Oysa hakikat tam aksidir. İnsanlar siyasi çekişme yerine sevgi ve dostlukla daha verimli olurlar.
- Fenciler rekabet olmadığı için müthiş bir hızla ilerliyorlar. Bizdeki çekişmeler, partiler ve millet vekilleri suni oluşturulmuştur. Milli ve ırki yönler körükleniyor.
- Kötü niyetli azınlıklar ve partiler meclise meşrutiyet (demokrasi) diye girdiler.
- Osmanlı düşmanı olup her değişikliği iyi zannedip, örf ve adetleri bir anda değiştirmeye kalkıştık. Taklitçiliğin sonu bugünkü gibi anarşidir.
- Batılı demokrasiye, adaletsizliğe, baskıya karşı savaşarak eğitim ve vatanseverlikle ulaşmıştır. Bizde baskı yoktur ki demokrasi arayışı olsun. Komşudan ısmarlama olmaz.
3. FİKRİ BUHRANIMIZ
- Aydınlarımız batı hayranıdır, kendi memleketini tanımaz, yıkıcı tenkitler yapar, meseleleri izah ve ispat edemediği için inkar eder. Memleketin sosyal, dini gerçeklerini bilmez. Fakat bize akıl hocalığına kalkışır. Yıkmaya uğraşır.
- Batılı düzeltir, bizimki yıkar. Islah yerine yıkmaya uğraşır. Yeni şeye ulaşan tecrübeleri olmadığı için zorbalığa yeltenir. Keyfi hareketlerle inkılapçı, hakim-i mutlak olur.
- Batı hayranlarının hali tedavi için tıp kitabı okuyanlara benzer. Kendisinde bütün hastalıkları var zannederek hayatı katlanılan bir yük, çaresiz bir ızdırap sayar. Bütün bilgileri kendini bilmemek esasına dayandığı için daha da karışık bir hal alır.
- Batı hayranları manevi, sosyal ve siyasi meselelerde
1. Kendi ahlakımızı ve maneviyatımızı bilmezler ve öğrenmeye tenezzül etmezler.
2. Bizimle ilgisiz pekçok yol ve metod bilirler.
- Bunun sonucunda bizi nevzuhur bir millet görürler. Bu da ruhen ve fikren göç doğurur.
- Yabancıdan çok yabancı olduklarından fikirler üzerinde muhitin tesirini ihmal ederler.
- Edebiyat ve fikirde samimiyetsizdirler. Zeka eseri söz ve tavırlarla karamsarlık var.
- Asalaklar kendi muhitlerinde yabancıdırlar ve bizi Avrupa’ya asalak yapmaya çalışırlar.
- İlim görüntülü bu cehalet ve başarısızlıklar sonucu her yenilik halkta bir umutsuzluk oluşturur. Batıdan istifadenin yolu onun ilmini almaktır.
- Bizim ideallerimiz ile sosyal ve siyasi kanaatlerimiz tamamen dinimizdendir. Her milletin ‘manevi vatanı’ milli kanun ve ananelerle oluşur.
- Hakir görmek yerine Türk medeniyetiyle övünerek, müspet bir milliyetçilikle batıyı körü körüne taklitten kurtulursak terakki edebiliriz.
4. CEMİYET BUHRANIMIZ
- Cemiyetimiz adeta ilkel bir kavme dönmüş, ayıp günahlar ortaya dökülmüş, kanun ve nizam yokluğundan sosyal yapı sarsılmıştır.
- Dış tesirler aydınımızı manipüle etti. Aydınlar dış desteği devlete karşı koz kullandılar.
- Yabancılaşan aydınlar da Fransızca konuşmak, içki, kadın, dine terslikler medeniyet sayıldı.
- Halk aydından mahrum kaldı ve nefretler reddetti. Aydınlara karşı, her türlü yeniliğe karşı yumuşatılması imkansız bir sertlikle karşı koydu. Çocuklara eğitim verilmedi.
- Aile ve toplum bozuldu. Öğretimde sadece fen esas alındı, uymayan herşeyin reddi istendi. Ahlak eksik kalınca edepten mahrum, yenilikçi, cüretkar evlatlar türedi.
- Halkın ahlakını okullu nesil bozdu. Çöküşün iki sebebi:
1. Sosyal müesseselerin özel yapısı
2. Islah metodlarındaki hatalar
- Eski memur sınıfı istiklalden mahrum, manevi ve fikri seviyeleri düşüktü. Az çıkan kabiliyetler de husumetle harcanıyordu. Batılı müesseselerdeki herşey sihirli gibi alınıyordu. Her yenilik bir ümitsizlik fakat hafif de bir ümit getiriyordu. Mutlakiyet vazifesini tam yapamadığından farkında olmadan ihtilale de taraftar oluyordu.
- Sosyal esaslar: Her devir ihtiyacı olan seçkin sınıfı kendi içinden çıkarır. Fakat bu memur olmadığından uzun zaman alır.
- Millet bağları mazi birliği ve manevi-fikri mirasla oluşur. Din, sanat hep birlik unsurlarıdır ve saygı gerektirir. Kendi sanatımızı, musikimizi, mimarimizi, bedii eserlerimizi korumak içtimai vazifelerimizdendir.
- Dinimize bağlılık bizi kurtarıyordu. Fakat 1300 senedir ilk defa maddecilik İslam ülkelerinde ilk bizde zuhur etmiştir.
- Batıda ilim ve fen hıristiyanlıkla çatıştığı için maddecilik çıkmıştır. Aydınlarımız bizdeki geriliğin sebebini bu zannettiler. Maddecilik ve dinsizliğe sarıldılar. Batıya da şirin görünürüz zannettiler. Halkın arzusu siyasette eşitlik, sosyal hayatta eşitsizliktir. Bizde eşitsizlik sebebi irfan ve istidat sahibi insanların inkişafıdır. Bu da imtiyaz sayılmaz. Fıtridir.
- Bilgi değil, ahlak eksikliğimiz sebebiyle azim, sebat, irade boşluklarımıza rağmen ilim ve sanat elde etmek istiyoruz. Herkes kendini düzeltmeli.
- İnsana yol çizen akıl ve bilgiden çok ahlaktır.
- Kadın hürriyeti medeniyet başlatmaz, batırır. Hak eden hürriyeti kendisi alır. Bizde kadınlardan gaspedilmiş bir hürriyet değil, içtimai yapımız böyledir.
- Sosyal vazife, sosyal hürriyet doğurur. Başarı ve ehliyet daha çok selahiyet verir.
- Siyasi hürriyetler ise liyakate göre değil isteklerden doğar. Cemiyete zarar dolaylıdır ama kin ve nifak doğurabilir. Sosyal vazifeler hürriyeti, siyasal hürriyet vazifeyi gerektirir.
- Ciddi cemiyetler kadınlardan ulvi, bozuk cemaatler de kadınlardan süfli şeyler ister. Sosyal ve siyasi meseleler karıştırıldığı için Avrupa’daki feministlerin siyasi hak talepleri bizdekilere sosyal hak ve hürriyet talebi olarak aksetmiştir.
- Toplum ahlak ve ananesine aykırı bu istekler hep red görecek, içtimai bilmeyen batıcılarınsa kırgınlıkları devam edecektir.
- Toplum iradesini küçümsemeleri, kıyafetleri iffet ve terbiyeyi hafife almaları şiddetli tepki uyandırıyor. Ancak halk bu tepkilerini kanun korkusuyla izhar edemiyor. İtaat edecek otorite yoktur. Feministler şımarık.
- Sosyal hadiseler polis zoruyla önlenemez. Tam tersine kuvvetlenir.
- Muntazam cemiyetler ancak ahlaklı, faziletli, olgun insanlardan oluşurlar.
5. TAASUP
- Batı ruhbanların dini otoritelerini kaybetmemek için kitleleri hakikatlerden mahrum ettiler. Barı medeniyeti ilkel his ve inançlara, saldırgan ve müstebit bir ruha mezhep kavgalarından doğan kin ve nefretle girişti.
- Müslüman doğu, sürekli savaşlar ve neticesinde mecburen itaat ettikleri hükümdarların keyfi idaresi sonucu batının siyasi ve sosyal geriliğine döndü. İlim ve medeniyeti yayma kabiliyetini kaybetti.
- Doğ batının zulmü karşısında ona hep kin ve nefretle baktı. Batı ise ruhbanların tesiri ile Müslümanı hep aşağılık ve zararlı bir terörist gördü.
- Eskiden din diyerek gidilirken haçlı zihniyeti artık her yere medeniyet diye gidiyor.
- İlerleyen milletlerin hıristiyanlıktan uzaklaşması ilerlemenin yolunu öyle gösterdi.
- Batı dünyası hıristiyan ruhbanların yerine rahipleri ilim adamları olan yeni bir din çıkartmıştır. Bu yeni dine, imanı hıristiyanlığı kadar da ciddidir.(Sekülerizm)
- Bazıları medeniyet ilerledikçe İslamiyet’ten uzaklaşılacak zannettiler. Oysa bizde dinin tarifi farklıdır. ‘Beşerin maddi-manevi ve akli dengesini sağlayarak insanlığı saadete ulaştıran, saadetin devamında akli ve ilmi her vasıtanın müspet ışığında sağlayan bir dindir İslam.’
- Geri kalma sebebi din değildir. Avrupa ilerlemesini ruhban sınıfı engelliyordu. Oysa İslam ilmi teşvik eder. Esas dine uymamakla geriledik.
- Biz batıya karşı meşru müdafaa durumundayız. Batı ise kendisine ve sömürge düzenine karşı herşeyi taassup yobazlık diye yaftalıyor.
- Batının düşmanlığını gerçek sebebi dünyayı medenileştirme çabasının önüne geçen İslam şahsiyetidir. Bütün kin ve hücumları bu şahsiyetedir.
6. İNHİLAT-İ İSLAM HAKKINDA
- İslam dünyasının gerileme sebeplerini ilk batılılar ele aldılar ve bunun İslam şeriatından kaynaklandığını yaydılar.
- Müslümanlar bu iddiayı batılıların İslam’a olan kinine bağlayarak şiddetle tepki gösterdiler, batı ve batıcılar da bu tepkiye bağnazlık -taassup-yobazlık dediler.
- Düşüncemizdeki karışıklık gerçek sebebi yani neden tembel ve cahil kaldığımızı tesbiti geciktirdi.
- Milletlerin inandıkları dine kendi özelliklerinden verdikleri bir vakıadır. Eğer din mani olsaydı Japonlar ilerleyemezdi.
- Yeni Müslüman olan toplumlar eski cahiliyet dönemi adetlerinin tesirinden tam kurtulamadılar, neleri terkedeceklerinin bilemediler, din yeni ihtiyaçlara uygun tefsir edilemedi, çare İslam’ın bunlara tesirini arttırmakken tersi oldu.
- Türkler ise İslam’dan önceki medeniyetleri İslam’dan sonraki ilerlemesine mani olacak kadar köklü olmadığından yeni şeriatı tam temsil edip (Malik Bin Nebinin) ifadesi ile 6 asır tehlikelere set çektiler. Fakat onlardan Arap ve Acemlerden menfi etkilendiler.
- Batıya olan nefret onların medeniyetteki ilerlemelerini takibe engel oldu. İslam alemi felsefi ve metafizik kısır çekişmelerle uğraşırken batı yeni icatları ile istila etti.
- Müslüman liderler saadetimizin yolunun batıya benzemek olduğunu zannettiler. Oysa batı kendi anlayış ve ananelerine göre bir sistem kurmuştur. Bu bize uymaz.( Bilginin İslamileştirilmesi 12. söz, 3. esas, Hikmet-i felse Kur’aniye)
- Halk ile aydın arası uçurumlar oluşmuş, halk aydınları tehlikeli ve yıkıcı görüp itimat etmez, aydınlarsa takdir ve itaat görmediği halkı hor görerek teselli bulur.
- Aydınlar halka fikirlerini kabul ettirmek için yıkıcı, baskıcı, aşağılayıcı olmuş, halka yol göstermenin ötesinde gerilemede amil olmuşlardır.
- Başka memleketlerin mütefekkirlerinin tek gayesi milli gayeye hizmet ve onu kuvvetlendirmekten bizde milli şeylere zıt ve en temel mukaddes vazifelere gayri ciddidirler.
- İslam kendisine has inanç ve ahlak sistemiyle en makul bir şeriat-ı insaniye yoludur. Ahlakını inancından, sosyal nizamını ahlakından, siyasetini sosyal nizamından alır.
- İslam fertleri kendi kabiliyet ve zekalarına göre üst-orta-alt diye ayırır. Bu yönüyle, fikirleriyle, demokratik, şahsi üstünlük, fazilet ve ilme saygı yönüyle aristokratiktir.
- İslam belli bir idare şekline mahkum etmez. Karşılıklı hak ve hukuka riayet ve hürmet edilmek şartıyla ihtiyaçlara göre bir hükümet kurmakta serbest bırakır.
- İslam toplumunda dinsizlik müessese ve yürürlükte olan kanun ve ahlakı reddetmektedir.
- Batı dünyası İslam’ın daha baştan tesis ettiği inanç-ahlaka kaynaklı sosyal gayeyi arayış içerisindedir. Şu anda günlük düzenlemelerle mükemmeli-İslam’ı arıyorlar.
- Aristokratlarımız halkçı fikirlerle, halkta üst tabakaya saygıyla meşbu olduğu için inanç kaynaklı bir demokrasi vardır.
- Batıda ise sınıflar hukuk eşitsizliği, menfaat çatışmaları, sınıf ve parti gelenekleriyle sürekli çatışma halindedir ve her gün gayri memnun bir sınıf ayaklanır.
- Batı rahat ve selameti din gibi oluş kanunlarda, Müslümanlar ise aynı şeyi inanç, his, ahlaki ve fikri terbiyelerinde bulurlar.
- İslam toplumlarında asırlardan beri tarafsızlık, insaf ve adalet hisleri yaygın oldukça ihtilaller olmamıştır. İhtilaller batıcılığın meyvesidir. Sağ-sol vb.
- İslami müesseselerin değişmezliği kemal halinde olmalarındandır. Nakise değildir. Batı ise arayış içerisindedir. Batıcılara göre İslam 13 asır önceki köhne fikirler ve savunanlar ise mutaassıplardır. Oysa zaman değişse de insan fıtratı aynıdır.
- İslam kanunları, fıtrat kanunlarıdır. Tabiat ve Kur’an. Hürriyetlerin anarşi getirmemesi için bazı kurallar şarttır. Bu da fıtratta mevcuttur. Tek kurtuluş İslamiyettir.
- En iyi Müslüman en iyi insandır. Müslümanın iki vazifesi vardır:
1. Özel: Ahlak ve fikir seviyesini arttırıp, içtimai yapıya tatbik
2. Genel: Başka Müslüman milletlere de yardım.
- Müslüman milletler İslam dinini kabul ettiği için parlak bir medeniyet kurmuşlardır.
7. İSLAMLAŞMAK
- İslam’ın inanç kaynaklı ahlakı, sosyal hayatı ve siyaseti mükemmel ve kusursuz kaidelere bina edilmiştir. Son ve en olgun dindir.
- İslam ne pozitivist, ne idealist, ne de sosyalisttir. Hepsini kapsar.
- Müslümanım diyenin İslam’a göre hissedip yaşayıp hareket etmesi gerekir. Siyasette İngiliz, sosyal hayatta Fransız vb. Olamayız.
- Biz katıksız bir imanla tevhid inancına sahibiz. Dinsizlik birtakım soyaçekim veya kusursuzluk arayışı veya ahlak terbiyesinden kaynaklanan fikri ve ruhi bir çöküştür.
- İslam ahlakı: 1 hür olmak 2 eşitlik 3 eşitsizlik 4 yardımlaşma
- Cemiyet hayatı: 1 hürriyete layık olmak 2 ahlak seviyesi kadar 3 liyakat ve ihtilaller 4 yükselme arzusu
- İdarede kabiliyet ve liyakate göre verilen makamlar hürmet görür. İdareyi t*** itimatla teslim eder. Onun için yüksek tabakalar demokrasiye, halk aristokrasiye meyillidir. Birinci sınıf üstünlüğün temsilcisi. İkinciler ise namzet ve müştaktirler. Herkes ferttir.
- Müslüman siyaseti: Siyaset ve müessese ahlaklı cemiyet oluşturmak için kurulur.
1. Başkan: Herkes ona tam itaat eder ama tam da kontrol eder. Suiistimalde elinden alınır ve normal bir fert olur. O da şeriata uymak zorundadır. 2. Şeriat: Kainatı kucaklayan yüce hakikatin insanlığa ait kısmıdır. 3. Eski din arayışı 4. Yeni din 5. İlk Müslümanlar 6. Ruhaniliğin çıkışı 7. Bozulması 8. Hürriyetin elden kaçması 9. Irki özellikler 10. Türkler’in uzaklaşması 11. En iyi anlayan Türkler 12. Batı tesirleri 13. Batıdan gelen yenilikler batının asırlık kininin izlerini taşıyordu 14. Osmanlı Rönesans-İslam’dan uzaklaşma 17. Irki görüşler 18. Batı medeniyeti sonucu 19. İslam’ın bütünleştiriciliği ve milli kültürler 20. Müsbet milliyetçilik 21. Halk ve vazifeler 22. Hürriyet ve yardımlaşma 23. Eğitim hedefi ve metodun değeri 24. İyi bir Müslüman nedir, nasıl yetiştirilir (iki kanatlı) 25. Vazifeni yap, hakkını koru
8. İSLAM DEVLETİNİN SİYASİ YAPISI
- Her yol Roma’ya değil Mekke’ye gider.
- Şeriat yaradılışa uygun fakat iradelerin dışında değişmez ahlaki ve sosyal kanunlar.
- İlahi kudret demek olan şeriata boyun eğmek Tehvid’in esasıdır.
- Şeriate bağlılık taassup değildir aklın kemalinde araştırarak varacağı son şeriattir.
- İnsan afaki şeylerde objektif olabilir ama enfüsi şeylerde subjektiftir. Bunu da din belirler.
- En mesut toplum Allah (cc)’a en iyi itaat eden toplumdur.
- Hakimiyet milletindir ilkesi eskiden Kilise ve Krallığın yaptığını taklit eden hayali bir haktır. Temelinde kuvvet vardır.
- İnsanda doğuştan hak yoktur. Zamanla ‘söz geçirme hakkı, saygı hakkı, hürriyet hakkı, mutluluk hakkı’nı elde eder.
- Milli irade denen şey milletin çoğunu temsil etmeyen çoğu zaman suni milletvekilleriyle göstermelik bir hakimiyettir. Eskiden azınlık baskısı vardı şimdi çoğunluk.
- Milli irade şeriatın gösterdiği sosyal ve ahlaki nizama boyun eğmek zorundadır.
- Şeriatın hakimiyeti İslam kardeşliği ve ortak gaye getirmiştir.
- Gerçekten şeriat kaynaklı bir devlet sevilen devlettir. İstibdat kötü idarecilerin eseridir. Fert ve toplum bu nizamda mutludur.
- Müslümanların gerileme sebeplerinin başlıcası dinden uzaklaşmadır. Batıda şu anda çok ciddi sınıf çatışmaları vardır. Bizde gerileme sadece iktisadi ve maddiyken buna inanç ve ahlakta içtimai gerileme eklenince 70 yıl elden gitmiştir.
- Tabiatı araştırma ve fen ilimlerine vakıf olma Müslümanlarca terk edilmiştir aradan asırlar geçmesine rağmen sosyal ve ahlaki ilimlerin temeli olan fıkıh bizim tamamen gerilemememize engel olmuştur artık ilim ve fende yol açılmıştır.
- Batıcılarımız İslami esasları araştırmaları neticesinde değil, maddi zevklere karşı sınırsız hırsları sebebiyle reddetmektedirler.
- Batıda durum artık vehimdir. Herşey mubah zannedilmektedir. Batının gerçek ve değişmez bir sosyal hedefi yoktur. İslam devletinin halkına verdiği hürmet ve itaat duygusunu batı veremememiştir. İzmlerin hiçbir önemi yoktur.
- Batıda hürriyet ve eşitlik sunidir. Sınıflar arası rekabet be husumetler hala vardır.
- Bir cemiyet ancak sabır ve akılla asırlarca ahlaklı bir terbiyeden geçirilip tarafsız ve müsamahalı olma meziyetlerini kazanırsa eşit hak ve vazifelere ulaşabilir. Batıda istek ve gayeler çok farklı ve zıt olduğu için her biri kendi sosyal sınıfı ve bunlar da partileri oluşturdu. Hepsi de devleti ele geçirip kullanmayı arzu eder.
- Yürütme (icra) kuvveti siyasi partiler elinde alettir. Yasama (teşri) aynı şekilde taraftırlar ve zorbalığı meşru görür. (Örneği bugünkü sistemimizdir.)
- Batını siyasi yapısı onun sosyal yapısına uygundur. Biz tabii ahlaki kanunları bilmediğimizden siyasi istiklalimizi kaybettik. Batının sosyal felaketi ise tabii ahlaki kanunları bilmemesinden olacaktır.
- İslamiyet’te siyaset: Parlamento kanun koyucu değil murakıptır. Vazifesi iyi bir idare ve adaletle birlikte cemiyetin ilerlemesinde yardımcı olmaktır.
- Yasama hakkı batıda siyasi, İslam’da ise sosyaldir ve selahiyet gerektirir. Böylece ortaya konulan kurallar vicdanlarda saygı ve korku uyandırır. Yoksa istibdat zalimlere kanun istismarı, mazlumlara halktan kaçıp teröre sığınma hissi verir. Devlet bakanlığı sistemi vardır. Güç siyasi organlara bölünmez. Bugünkü sistemin geldiği noktadır.
- Teşri hakkını elde tutan meclis salahiyetli insanlardan oluşur ve vazifesi hükümeti murakabedir. Hak ve salahiyetler birleşince istiklaliyet olur.
- Batıda siyasi partiler tamamen farklı yolları temsil eder. Bizde ise aynı gayeye ulaşmanın değişik yolları aranır. Sosyal yapı ne kadar iyiyse siyaset o kadar az olur.
- İslami sistemlerde murakabe (meclis), teşri (yasama), icra (yürütme) müstakildir. Şeriatı hakim kılmakla hükümete destek olurlar.
- Batılılaşma toplumu anarşiye sürüklemiş, hayati meseleler çok basitçe ele alınmıştır. Yegane çare İslam’dan ilham alarak medeniyet yoluna yürümektir.
- Bu çok büyük iş cesaret ve sarsılmaz iman ister. Çok keskin bir iman lazımdır ki o iman sahibi ağır vazifesini başarsın, gerekli gücü, desteği ve irade kuvvetini o imanda bulabilsin (bu fikir adamları da Risale-i Nur Mektebinde yetişecektir).
HATIRAT
- I. Dünya savaşına giriş sebepleri ve girmemek mümkün müydü?
- Üçlü ittifak (Fransa-İngiltere-Rusya) hem bizi yalnız bıraktılar hem de şartsız olarak kimseyle bağlantı kurmazsak bütünlüğümüzü garanti ettiler.
- Anlaşmada (tamamen tarafsız kalma) maddesi izafi bir maddedir.
- Rusların niyetleri belliydi. Tarafsızlık bizim için yalnızlık demekti ve tarafsızlığını müdafaa şansı yoktu. Bu da Türkiye’yi paylaşma şansıdır. (Çekiç güç) - Savaşa katılmaya mecburduk. Çünkü Sevr Muahedesi veya I. Cihan Harbi hiç söylenmeyen asırlık hıristiyan kini ve ‘şark meselesi’dir.
- Milli mücadelede cihan harbinin devamıdır. Tarafsız kalamazdık. İttifak devletlerini istemedik ama onlar kabul etmediler. Biz sınırları müdafaa harbi istiyorduk, fakat Almanlar bizi tuzağa düşürdüler. Sait Halim Paşa’nın istifası kabul edilmedi.
- O gün (bugünkü gibi) içişlerini elde tutan Talat Paşa, Enver Paşa’lar sadrazama bilgi vermediler. Ermeni tehcirinde aşırılığa kaçtılar ve istenilen bilgiyi vermediler.
- Askeriye ile idare arasında o zaman da anlaşmazlık vardı. Yine büyük bir problem de ‘kaht-ı rical’di.
İki eksiklik:1. Yanlış sistem 2. İnsan yokluğu
- Bu bölümde Paşanın Divan-ı Harp’te verilen cevapları vardır.
elif isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
elif Nickli üyemize 7 üyemiz teşekkür etmiştir:
dgesun (09-27-2013), imolea (09-15-2013), jimene (09-09-2013), lcheap (09-12-2013), rejust (09-23-2013), ughkyl (09-24-2013), urtawn (09-13-2013)
Alt 09-13-2012, 08:22 PM   #2 (permalink)
Üye
 
pala - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2010
Mesajlar: 1.043
Teşekkür: 121
75 Mesajına 308 teşekkür edildi.
Standart

paylaşım için teşekkürler.
pala isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
pala Nickli üyemize 10 üyemiz teşekkür etmiştir:
antkey (09-13-2013), chesha (09-10-2013), dgesun (09-09-2013), imolea (09-18-2013), jimene (09-09-2013), lcheap (09-12-2013), namars (09-27-2013), rejust (09-23-2013), ughkyl (09-24-2013), urtawn (09-13-2013)
Alt 09-07-2013, 03:12 PM   #3 (permalink)
Süper Moderatör
 
AyLa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2009
Mesajlar: 5.881
Teşekkür: 258
387 Mesajına 1.423 teşekkür edildi.
Standart




Buhranlarımız, Said Halim Paşa



Buhranlarımız, Said Halim Paşa, Tercüman 1001 Temel Eser- Kervan Kitapçılık,1978, İstanbul
İkinci Meşrutiyet dönemi fikir ve devlet adamlarından Said Halim Paşa’nın Osmanlı toplumunun son yüzyılına dair sosyolojik değerlendirmeleri...
Said Halim Paşa, ikinci Meşrutiyet devrinin önemli fikir ve devlet adamlarındandır. Eski Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın torunudur. 1913-1916 yıllarında, Balkan Harbinin sonu ile Birinci Dünya Harbinin ilk senelerinde sadrazam olarak hükümetin başında bulunmuştur.
Meşrutiyet dönemi aydınlarını meşgul eden ve eserlerine yansıyan temel fikri akımlar; İslamcılık, Türkçülük, Osmanlıcılık, ve Batıcılık’tır. Bu fikri uyanış devresinde Said Halim Paşa, “İslam birliği” ve “İslamcılık” akımının en öndeki temsilcilerinden birisi olmuştur. Meseleleri bu açıdan ele almıştır. Döneminin seçkin fikir ve siyaset adamları arasında, asil ve vakur bir Prens, vatansever bir İslamcı mütefekkir, mütevazi ve halim bir insan olarak saygı görmüştür.
Said Halim Paşa’nın Buhranlarımız adlı kitabı, 1919 yılında yayınlanmıştır. Bu cildin içerisinde on yılda ayrı ayrı kaleme alıp yayınladığı, memleket meseleleri üzerine İslamcı bir bakış açısıyla yapılmış denemelerden oluşan yedi farklı eseri vardır. Bunlar:
· Meşrutiyet
· Mukallitliklerimiz

· Buhran-ı Fikrimiz
· Buhran-ı İçtimaimiz
· Taassup
· İnhitat-ı İslamiye Hakkında Bir Tecrübeyi Kalemiyye (İslam Aleminin Gerilik Sebepleri Üzerine Deneme)
· İslamlaşmak


(1) Meşrutiyet
Said Halim Paşa, eserinin bu kısmında, 1876 Kanun-u Esasi’sini ve II. Meşritiyetin ilanını, dönemin koşullarını göz önünde bulundurarak sosyolojik ve siyasi açıdan değerlendirmiştir.
Said Halim Paşa’ya göre 93 Kanun-u Esasisi dönemin padişahı II. Abdülhamit’in isitbdat yönetimine son vermek, onun hüküm ve nüfuzuna karşı dengeyi sağlayacak bir kuvvet meydana getirmek için yapılmıştı. O dönemde devletin geleceğinin şahsi ve keyfi bir idare elinde bulunması, memleketin ilerlemesine mani olan başlıca sebep sayılıyordu. Bu nedenle 93 Kanun-i Esasisinin başlangıç temellerinin haklı nedenlere ve iyi bir niyete dayandığını ifade etmiştir. Fakat yazarın ifadesiyle topyekün bir özgürleştirme hareketi olarak başlayan Osmanlı idaresini meşruti bir yönetime dönüştürme girişimi zaman içerisinde İttihat Terakki Fırkası mensubu aydınların şahsi menfaatlerine hizmet eder bir hal almıştır. Yazar, I.Meşrutiyet ile milletin de denkleme dahil edilmek istendiğini, ancak bunun göründüğü şekliyle samimi bir niyetten ibaret olmadığını eserin bu bölümünde sıklıkla vurgulamıştır. Hareket temsilcilerinin hürriyet taraftarı olmalarının gerçek sebebi, taşıdıkları “devletin mümessili” sıfatına, bir de “hukukun ve milletin koruyucusu” sıfatını ilave etmekti. Böylece hükümdara karşı milleti kendilerine alet ediyorlardı. Sonuç olarak Osmanlı meşrutiyetinin anası olan 93 Kanun-i Esasisi’nin ömrü beklenenden kısa olmuştur. Çünkü ne hükümdar ne de millet, yenilikçilerin kendilerine biçtikleri rolü oynamak istemememiştir. Bu zeminden hareketle yazarın Temmuz İnkılabı olarak adlandırdığı II. Meşrutiyet’in ilanına gelinmiştir.
II. Meşrutiyetin ilanı sonrasında yenilikçiler artık Kanun-u Esasi’yi yeteri kadar hürriyetperver bulmuyorlardı. Anayasada değişiklikler yapmak isitiyorlardı fakat bu iş için yeterli tecrübe ve bilgiye sahip değillerdi. Bu eksiklikliklerini batı memleketlerine yaptıkları seyahatler sırasında gördüklerine veya okuyabildikleri kitaplardan derledikleri hürriyet nazariyelerine daynarak gidermeye çalışıyorlardı. İyi niyetle yola çıkılarak elde edilen 93 Kanun-u Esasisinde, II.Meşrutiyet’in ilanı ile birlikte aşırı derecede halkçı bir düşünce ile değişiklikler yapıldı. Tecrübesiz ve bilgisiz icracıların icraatları, memleketi kısa sürede hercümerce sürükledi. Usuller, adetler, sınıflar ve sosyal tabakalar ortadan kalktı. Said Halim Paşa eserinde bu dönemde yaşanan karışıklığı tam bir anarşi olarak nitelendirmiştir. Yazar eserinde yarım asırlık çabalar sonucunda yaşanan hayal kırıklığını, uygulanan yöntemdeki yanlışlığa bağlamıştır.
Yenilikçilerin en büyük hatası bir takım kanunları Avrupa devletlerinden aynen ithal ederek sosyolojik yapısı tamamen farklı bir toplumda tatbik etmeye çalışmalarıydı. Bu hatayı daha da vahimleştiren ise dışarıdan örnek alınarak yapılan bu ıslahatları, lâyıkı ile tatbik edecek devlet adamlarının eksikliği idi. Said Halim Paşa’ya göre, memlekete sokulan kötü ve ahmakça yeniliklerden istifade imkanı olmadığı halde, en iyi adamlarımız bunların tatbikine mecbur edilerek gayret ve çalışmaları heba edilmiştir. Ona göre bütün fenalıkları doğuran, batı medeniyetini altında yatan saikleri anlamadan taklit edişimizdir. Millet için millet adına düşünmek, millete rağmen inkılâp yapmaya çalışmak ise yapılan diğer vahim hatalardır.
Said Halim Paşa, o günlerdeki Osmanlı toplumunun sosyal yapısı itibariyle her hangi bir yenilik ve hürriyet beklentisi içerisinde olmadığını dile getirmiştir. Bunun nedenlerinin ise İslam dininden kaynaklanan esaslarda ve toplumun sosyal yapısında yattığını belirtmiştir. Batı toplumlarındaki sınıf ayrımı, mezhep ayrılıkları ve ortaçağdan kalma adaletsizlik uzunca bir süre mazlum çoğunluğu rahatsız etmiş ve bunların sonucu olarak adalet, eşitlik sağlayıcı mekanizmalar tabandan gelen bir arzuyla kovalanmıştır. Netice olarak uzun mücadeleler sonucunda aristokrasi usulünden ayrılarak, içtimai ve siyasi kuruluşlarını demokrasi usul ve kaidelerine uydurmaya devamlı olarak çalışmışlardır. Osmanlı’da ise burjuvazi ve benzeri sınıf ayrılıkları yoktu. Gayr-ı müslimler de Osmanlı’da mesut ve rahat bir hayat sürmüşlerdir. Aristokrasi usulünden habersiz olan bir cemiyeti, demokrasi usulüne hemen uydurmaya çalışmak doğru bir düşünce değildir. Osmanlı siyasi birliği, Avrupa Hristiyan hükumetlerinde olduğu gibi milliyet esasına değil, İslam birliği ve kardeşliği esasına dayanmaktaydı.
Said Halim Paşa, yukarda ifade ettiği nedenlerden hareketle Kanun-u Esasinin, Osmanlı toplumunun sosyal ve siyasi yapısına uymadığı sonucuna varmıştır. Meşrutileşme adına yapıldığını düşündüğü hatalardan sadece İttihat ve Terakki Fırkası mensuplarının değil, başta aydınlar olmak üzere bütün bir neslin sorumlu olduğunu ifade etmiştir.
(2) Mukallitliklerimiz
Her milletin kendisine has hasletleri vardır. Bu noktadan hareketle batı düşünce tarzı ile doğu düşünce tarzı arasında ciddi farklılıklar vardır. Örnek olarak “eşitlik” tabiri, bizde hiçbir haset, kin veya tecavüz hissi uyandırmaz. Zira insanlar arasında , şahsi meziyetler sebebiyle meydana gelmiş olan eşitsizlik, açıkça demokrat olan İslam toplumu içinde gayet doğal kabul edilmiştir. Bu nedenle hürriyet bizim için içtimai bir zinciri kırmak, siyasi bir kölelikten kurtulmak anlamına gelmez. Doğuyu batıdan ayıran en önemli fark ise Avrupanın, uzunca bir süre ruhbanlık ve asillik mekanizmalarının baskısı altında yaşamış olmasıdır. Doğu toplumları ise islamiyeti kabul ettikten sonra ırk ve mezhep farkı gözetmeden İslam kardeşliği şemsiyesinde adalet ve eşitlik kanununa bağlı olarak yaşamışlardır. Bu nedenle müslüman milletler, aynı devirde yaşadıkları hristiyan milletlerden daha fazla müsamahakâr, adalet sahibi olmuşlardır.
Memleketimizin siyasi ve içtimai şartlarının farklı olması sebebiyle, aslında ne kadar doğru olursa olsun batı milletlerinin siyasi ve içtimai tecrübelerinden istifade etmeye kalkmak bizim için tehlikeli olacaktır. Bu güne kadar yenileşme adına bilhassa Fransa tarihinden çıkardığımız nazariyat ve kaideleri kendimize göre yeteri kadar değiştirmeden, iyi kötü demeden kabul ettik. Sonuç olarak sert bir istibdadın enkazı üzerine haddini aşan bir parlamenterizm usulü koyduk. Batıdan çok partili siyasi yapıyı da aynen ithal ettik. Batıda derin sosyolojik geçmişe sahip partileri ülkemizde ihtiyaç olmadığı halde bir anda zeminsiz bir şekilde teşkil ettik. Bu partiler vasıtasıyla birlik beraberliğe en fazla ihtiyacımız olduğu günlerde batıyı taklit edeceğiz diye gereksiz bir ayrılık, husumet ve münakaşa ortamı oluşturduk. Bu şekilde batılıların yaşadığı uzun değişimi yaşamadan en asri meşrutiyete doğal olmayan bir şekilde ulaşabileceğimizi düşündük. Oysaki inkılâbı batıdaki gibi doğal haline bırakmalıydık. Onların yaşadığı değişim uzun bir müddet derebeylik nizamı altında gelişmeye mecbur kalmış olmalarından kaynaklanmaktaydı.
Bir milletin örf, adet ve geleneklerini bir günde değiştirmeye kalkışmak, temel içtimai kanunları bilmemeye delildir. Adetlerin yenileşmesi, fikirlerin yenileşmesinden önce değil, sonra olmalıdır.
Batı medeniyetinin şaşaasına o derecede hayran kalmışız ki, onu meydana getiren sebepleri kavramaktan aciz olup, gördüğümüz neticeleri medeniyetin sebepleri sanmış ve görünüşe aldanmışız. Batı milletlerinin hakikaten hayret veren ve örnek alınmaya değer olan tarafları, çalışma tarzı, eğitim usulü ve fedakarca vatanperverlikleridir.
(3) Fikri Buhranımız
Said Halim Paşa, batı medeniyetinden faydalanmaya mecbur kalmamızın memleketin idaresinde oldukça tesire sahip batı hayranı yeni bir aydın sınıfı doğurduğuna işaret etmiştir. Bu aydın sınıfı, karamsar bir yaklaşımla eski ve iş göremez gördükleri usulü doğrudan kaldırıp atmayı ıslah etmeye tercih etmiştir. Halbuki düzelterek ıslah etmek yerine, değiştirme yoluna gitmek, tamamen yeni bir şeyi denemek demektir, bu durumda insanlar acı tecrübelerle kazanılmış birçok bilgiden mahrum kalır, istifade edemezler.
Yazara göre batı hayranlarının manevi, sosyal ve siyasi meseleler hakkındaki bilgileri iki önemli özellik göstermektedir:
Birincisi, meselelerin bizimle ilgili taraflarını bilmemek, öğrenmeye de tenezzül etmemektir. İkincisi, bizimle ilgisi olanların dışında pek çok metod ve prensiplere vakıf olmaktır.
Dün de, bugün de ilerleyip gelişmemize engel, maarifteki geriliğimiz olmuştur. Cehaletimizin bir eski, bir de yeni şekli vardır. Eskisi, fikir ve tecrübe sahalarını dolduran ilerlemelere ilgisiz kalmamızdı. Şimdiki ise, eskiden tamamiyle yabancısı olduğumuz ilimlerden pek az ve noksan bir şekilde haberdar olmamızdır.
Milletçe yükselmek için batı medeniyetinden istifade etmek lüzumunu duyduk. Bu düşünce, nasıl olduysa “bunun için mutlaka batılaşmamız gereklidir” gibi yanlış bir kanaat doğurdu. İşte bütün gayretlerimizi faydasız ve güdük bırakan en esaslı yanlışımız bu olmuştur. Osmanlı medeniyetinin daima batı milletleri medeniyetinden geri kalmış olduğunu sanmak yanlıştır. Çünkü bir zamanlar onlarınkine her bakımdan üstündü. Şu meş’um taklit hastalığına tutulmasaydık bugünkü fark da bu kadar olmazdı.
(4) İçtimai Buhranımız
Yazar Osmanlı toplumunun yaşadığını düşündüğü buhranları, dış tesirler, eski teşkilat yapısı, toplumsal esaslar ve şartlar, eşitlik ve kadın hürriyeti alt başlıkları altında incelemiştir.
Dış Tesirler kısmında, Said Halim Paşa, medenileşme gayretinin zamanla Fransız ve diğer milletlere karşı tek taraflı bir özentiye dönüştüğünü ve bu özentinin özellikle aydın kesimde “Frenkleşme “ ‘ye kadar gittiğini vurgulamıştır. Bu süreçte yabancı ülkeler de ülke içerisinde kendi taraftar ve sempatizanlarını artırmak, nüfuz sahalarını genişletmek için açık yada gizli çaba göstermişlerdir.
Öğrenim veya elçilik vazifesiyle batı memleketlerine giden gençlerden, yabancı ahlak ve yaşayış tarzını benimseyerek dönen pek çoktu. Çeşitli milletlerin her biri yurdumuzda müntesipler, himayeciler, fikirlerini yayanlar ve taraftar kazanmak için mali müesseseler veya öğrenim teşkilatları kurdular. Yeni ve fenni olarak kabul edilen bu öğretim usulünde gençlere, fenne ve akla uyduğu sanılan şeylerden başkasına riayet etmemeleri söylenmişti. Yazar bu durumun gençlerimizde ciddi bir ahlak ve terbiye eksikliğine yol açtığına sıklıkla işaret etmiştir. II. Mahmut ile başlayan Osmanlının yeni döneminde yetişen devlet memurlarının gelenekçilikten uzak yetişen insanlardan oluşmasını, yaşanan istikrarsızlığın temel nedeni olarak değerlendirmiştir.
Yazar, gaye birliğini temin edecek müşterek ahlak ve inancı, dini hasletlerin doğuruduğunu, bu nedenle de dine hürmet ve bağlılığın en önemli toplumsal vazifelerimizden olduğunu savunmuştur. Güzel sanatların toplumda benzer bir rol oynadığını, kendi musikimizi, mimari üslubumuzu ve kendimize ait diğer sanat eserlerini teşfik etmenin de toplumsal bir vazife olduğunu söylemiştir.
Dönemin en tehlikeli fikri akımını maddecilik olarak nitelendirmiştir. Yazara göre maddecilik batının ilerlemesindeki temel saik değildir. Mevcut haldeki algılanışıyla maddecilik, islamiyetin ilerlemeye engel teşkil ettiği fikrine zemin hazırlamaktadır. Bu ise kabul edilemez bir yanlıştır. Benzer şekilde, toplumsal sorunların, batı medeniyetlerinde eşitsizlikten, müslüman doğu toplumlarında ise eşitlikten kaynaklandığına vurgu yapmıştır.
İlmi kazançlarımız ancak ahlaki noksanlarımızı giderebildiğimiz derecede faydalı olacaktır. İnsanın hareket yolunu çizen akıl ve bilgisinden daha ziyade ahlâkıdır.
Eserin kadın hürriyeti başlığını taşıyan kısmında Sosyal ve siyasal hürriyetlerin biribirine karıştırıldığını, kadın hürriyetinin siyasal bir hak olarak sağlanmasının doğru olduğunu, ancak kadınlara sosyal hürriyet sağlamanın doğru ve haklı olmadığı ifade edilmiştir.
Osmanlı toplumunun, kuvvet ve canlılığını tam olarak kazanabilmesi için ahlaki meziyetlerin, faziletin ve terbiyenin; ilim ve bilginin önüne geçirilmesi gerekmektedir. Bilimin araç, terbiyenin ise amaç olduğu bilinmelidir. Muntazam toplumları, ahlaki fazilet ve olgunluklara sahip insanlar meydana getirir.
(5) Taassup
Batının medeniyeti aşağı bir ahlâk seviyesinde bulunan bir muhit içerisinde gelişmiştir. Bir dönemler en ilkel his ve inançlara bağlı bulunan bu insan toplulukları, dolayısıyla maddeci bir karaktere, saldırgan ve müstebit bir ruh haline sahip olmuştur. Mezhep mücadelelelinden doğan kin ve nefretle beslenmişlerdir. Lakin geçmişin karanlık batı toplumları, bugün ilim ve fen sayesinde doğu toplumlarına irfan hocalığı yapar duruma gelmiştir. Doğunun Müslüman toplumları ise geçmişteki ihtişamından uzaktatır.
Batı ile doğu arasındaki fikri ve ilmi ayrışmanın kökleri haçlı seferlerinde yatmaktadır. O dönemden günümüze iki toplum arasındaki aralık, Hristiyanlık ve İslamın kendine has renkleriyle bırakmış olduğu etkiyle daha da açılmıştır. Batılıların yaptıkları zulüm, tahrip ve yağmalar, onlara karşı kin ve nefret oluşmasına neden olmuştur. Batıdan gelen hiçbir şeye itimat etmeyen islam alemi, uzun bir müddet onun gelişmekte olan medeniyetinden de nefret etmiş, uzak durmaya çaılşmıştır. Çünkü doğu, batıyı Haçlı orduları ve savaşçı papazlar vasıtası ile tanımıştır. Batı ise İslam alemini ve şarkı, çapul ve yağmaya gönderdiği öncüleri ile tanımıştır. Ayrıca uzunca bir dönem ruhbanlardan ve derin Hristiyan taassubundan sıkıntı çeken batı son yüzyıllarda bu baskıdan kurtulmuştur. Bu şekilde ilim ve fennin ilerlemesinin önündeki batıya özgü engeller kalkınca mevcut medeniyet seviyesine ulaşılmıştır. Fakat batılılar, yanlış bir zanla durumumuzu kendi durumlarına benzeterek bizdeki geri kalmışlığın İslam’dan kaynaklandığını ileri sürmektedirler. Bu yanlış bir iddiadır ve batının islamı tanımayışından kaynaklanmaktadır. Üzücü bir şekilde batı hayranı bazı aydınlarımızda bu görüşe inanmışlardır. Oysaki İslam’ın ortaçağ Hristiyanlığı ile karıştırılması büyük bir hatadır.
Batının doğu toplumlarına olan husumeti, Haçlı seferlerindeki gayretlerinin boşa çıkmasında yatmaktadır. Şarkın İslam dinine duyduğu bağlılık ve muhabbet, batılıların o dönemki ilkel emelleri karşısında en büyük engel olmuştur. Bu nedenle bizdeki geri kalmışlığı İslam’a bağlamaktadırlar. “İslam taassubu” tabiri, aslında Müslümanların Hristiyanlara husumetini değil, batının doğuya olan eski düşmanlığını ifade etmektedir.
(6) İslam Aleminin Gerilik Sebepleri Üzerine Deneme
Nesillerden beri çekmekte olduğumuz geri kalmışlık hastalığımızın farkına yabancılar sayesinde vardık. Fakat batılılar müslümanlara ait olan her şeye özellikle de islam dininne karşı ırsi ve şuuraltı bir kin ve husumetle bakmaktaydılar. Bu nedenle müslümanların geriliğinin, İslam şeriatının noksan oluşundan ileri geldiğini iddia ettiler. Müslüman milletlerin, şeriate uydukları müddetçe, Hristiyan milletlerin daima aşağısında kalacaklarını yüksek sesle ilan ettiler. Müslümanların gerilemesi meselesine ilk andan beri bu ruh hali hakim olmuştur. Bu durum, tarafsız düşünceyi daima engellemiş, tarihi ve sosyal açıdan incelenmesi gereken mesele sadece dine havale edilmiştir.
Said Halim Paşa, eserinde İslam aleminin geri kalma nedeni olarak üç temel neden tespit etmiştir.Bunlar:
· Müslümanların, İslamdan önceki hayatlarının tesir ve nüfuzunda kalarak İslam
dinini yanlış ve eksik yorumlamaları,
· Hristiyanların İslam’a karşı amansız düşmanlığı,
· İslam alimlerinin halktan kopması ve tecrübi metodları kullanan pozitif bilimler
yerine felsefi metafizik konular üzerine yoğunlaşmalarıdır.
Said Halim Paşa’ya göre Hristiyan ve Müslüman alemleri arasındaki karşılıklı düşmanlık ve nefret, Müslümanların süratle gelişmekte olan batı medeniyetinden uzak durmasına neden olmuştur. Batı ise pozitif bilimler vasıtasıyla geliştirdiği vasıtaları, geri kalmış Müslüman ve doğu memleketlerini Hindistan örneğinde olduğu gibi tahakkümü altına almakta kullanmıştır. Bu sayede batı, doğuyu daha önce olmadığı kadar tesiri altına almıştır. Said Halim Paşa, batının bu tesirini geri kalmışlıktan daha vahim bir felaket olarak görmektedir. Bu tehlikeden kurtuluş yolunu ise İslam dinine sığınmak olarak göstermiştir. Said Halim Paşa’ya göre yegâne selametimizin İslamiyet’te bulunduğundan asla şüphe edilemez. Yazar, bu konuda müslümanlara düşen özel ve genel vazifeler tespit etmiştir.
Özel vazifeler, ferdin ahlâk ve fikir seviyesini yükseltmek, İslâm’ın ahlâki ve siyasi esaslarını daha mükemmel bir şekilde uygulamaya çalışmaktır.
Genel vazifeler ise, diğer Müslüman milletler ile tam bir dayanışma içerisinde yaşayarak, onların hürriyet ve geleneklerine saygı gösterip, gelişip yükselmelerine yardımda bulunmaktan ibarettir.
(7) İslamlaşmak
Said Halim Paşa, Müslüman milletlerin kurtuluşu ve saadetini tam olarak İslamlaşmalarında görmüştür. İslamlaşmayı, İslam’ın inanç, ahlâk, yaşayış ve siyasete ait esaslarının tam olarak tatbik edilmesi olarak tanımlamıştır.
İslam ahlâkı, insanlar arasında, hak ve adalet adına, hürriyet, eşitlik ve yardımlaşma düsturlarını koymuştur. Bunlar da İslam’ın kendine özgü cemiyet ahlakının temellerini oluşturur. İslam cemiyeti, fertlerin hürriyet ve eşitliklerini koruyup genişletmek mecburiyetindedir. Böylece inancın doğurduğu yardımlaşma birtakım safhalardan geçerek “sosyal dayanışma” halini alır.
İslam cemiyetinde şahsi üstünlük, ancak İslami esasları daha iyi anlayarak, daha güzel tatbik ederek mümkün olur. Cemiyet de, saadet ve refahını temin eden şeyin şahsi kaabiliyet ve üstünlükler olduğunu bilir. Onu takdir ederek hürmet ve sevgi gösterir. İdaresini de ona teslim eder. İşte bu nedenle , İslam toplumunun yüksek tabakası demokrasiye, aşağıdakiler ise aristokrasiye meyilli olurlar.
İslamın siyaset esasları, toplum kaidelerinden doğduğu için kin, rekabet ve husumet içermez. Müslümanlıkta siyasi hakimiyet ve siyasi kurumlar sosyal dayanışmadan çıkmıştır, be nedenle her ikisi de yardımlaşma örnekleridir. İslamda siyasetin amacı İslam ahlâkının ve toplum düzeninin en mükemmel şekilde tatbikini sağlamaktır. Siyasi hakimiyet ise, İslam müesseselerinin koruyucusu olmaktan ibarettir.
Said Halim Paşa, İslam’ın tarihsel gelişiminde skolastik etkinin, hükümdarlık mekanizmasıyla birlikte ruhaniliği kuvvetlendirdiğine işaret ediyor. Din üzerindeki mahalli ve ırka dayalı etkilerin de gereğinden fazla farklı yorumlamaya yol açtığını belirtiyor. Böylece Müslümanların ahlâk ve toplum düzenleri “İslami” olmaktan çok İranlı, Hintli, veya Türk’e veyahut Arap’a ait oldular. Yazara göre İslam, en fazla tahribatı Müslümanlığı kabul eden milletlerin ırkî ve ırsî hurafelerinden görmüştür.
Yazar, Türklerin İslam’ın esaslarını kolay şekilde benimseyen bir millet olmasını, İslam’dan önceki medeniyetlerinin yeterince gelişmemiş olmasına bağlamıştır. Bu nedenle Türkler, İslam’ın esaslarını en iyi anlayan ve en güzel şekilde tatbik eden millet olmuştur. Said Halim Paşa’ya göre , İslam’ı kabul etmeden önce ilerlemiş medeniyetler kurmuş olan milletler, eski medeniyetlerinin zararlı tesirleri altında kalmıştır. Türkler de tarihin ilerleyen dönemlerinde artan Arap ve İran etkisiyle kendi temiz İslam yorumlarından ve saf Müslümanlıktan uzaklaştılar. Sonunda ötekiler gibi gerilediler. Son dönemlerde ise Avrupa ile temas neticesinde düşmüş oldukları uykudan uyanmak istediler, fakat mazilerindeki büyüklüğü meydana getiren kuvvetin İslam olduğunu unutarak, bu kuvvetin batıdan gelebileceğini zannettiler.
Said Halim Paşa, döneminde yaşanan batılılaşma ve ıslahat hareketlerini “Osmanlı Rönesansı” olarak adlandırmış ve bu dönemi başka ifadeyle ikinci bir “İslam’dan Uzaklaşma Süreci” olarak nitelendirmiştir.
AyLa isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
AyLa Nickli üyemize 7 üyemiz teşekkür etmiştir:
antkey (09-13-2013), chesha (09-22-2013), dgesun (09-09-2013), holesa (09-26-2013), imolea (09-18-2013), namars (09-27-2013), ughkyl (09-24-2013)
Alt 10-06-2013, 09:18 PM   #4 (permalink)
Admin
 
KıLaVuZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2013
Mesajlar: 1.741
Teşekkür: 44
298 Mesajına 854 teşekkür edildi.
Standart

paylaşım için teşekkür ederim.
KıLaVuZ isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
buhranlarimiz, halim, pasa, sait

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Ziya Paşa kimdir, Ziya Paşa hayatı, Ziya Paşa Biyoğrafisi, Ziya Paşa Hakkında elif Edebiyatçılar Şairler 3 10-06-2013 09:18 PM
Halim Bahadır Kimdir? Halim Bahadır Hayatı-Halim Bahadır Biyografisi elif Edebiyatçılar Şairler 1 04-16-2013 04:12 PM
Buhranlarımız (Sait Halim Paşa) elif Roman & Kitap Özetleri 3 04-16-2013 04:12 PM
Sait Faik Abasiyanik Kimdir? Sait Faik Abasıyanık Hayatı, Sait Faik Abasıyanık elif Edebiyatçılar Şairler 1 09-13-2012 08:23 PM
Sait Maden...Sait Maden... hayati, kimdir, biyografisi elif Edebiyatçılar Şairler 1 09-13-2012 08:22 PM


WEZ Format +3. Şuan Saat: 12:25 PM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.

bestoffrm | aşk flashları | sitemap | tags
Aşk flashları Domain Telif Hakkı Sitemizin tüm hakları saklıdır. Telif hakkı ihlali bildirimi, acil şikayetleriniz ve her türlü görüş ve önerileriniz için iletişim sayfamızı kullanabilirsiniz. Sorumluluk İçerik sağlayıcı ve paylaşım sitesi olan Bestoffrm.com sitesinde, 5651 Sayılı Kanun’un 8. Maddesine ve T.C.K’nın 125. Maddesine göre tüm üyelerimiz ve ziyaretçilerimiz yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. Bestoffrm.com hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler iletişim sayfamızdan bildirilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır. Sitemizde yayınlanan sağlıkla ilgili konular sadece bilgilendirme amaçlı olup tedavi için Lütfen Doktorunuza başvurunuz.